1 Ekim 2010 Cuma

Hayal kurmak hepimiz için…güzel olsa…gerek…

Yıllarca hayalini kurduğumuz her şeyin gerçekleşmemiş olma olasılığı 78,5%’tir. Geriye kalan 22,5% lik kısım gerçek olan şeylerin tamamını oluşturuyor.
Bu oranların her bir rakamı bir kurguyu oluşturuyor diyelim. Kurgu derken, hep hayali şeyler. Bu kurguların gerçekleşememiş olan 78.5% lik kısmın , gerçekleşememe nedenlerini şu orana vurup sıralarsam; 32.2% lik kısım bunların uçuk kaçık ve deli saçması şeyler olması, geriye kalan 49.5% lik kısım dış etkenler tarafından daha adamakıllı ortaya bile çıkamadan dile getirildikten sonra saniyeler içinde bozguna uğratılmış, 20.3% lük kısım ise kişisel olarak çaba eksikliği ve geri kalan kısmı ise matematik hatası-işlem hatası ve mantık hatası olarak tanımlandırabiliyorum.
Ve bir insan ortalama ömrü boyunca olası hayal kırıklıklarının, gerçekleşmiş olan hayallerine oranla daha az olduğunu bilmektedir. Bunu bilen insanın yaşam-hayal eğrisinde gözle görülür bir şekilde hızlı bir düşüş yaşanır. İşte bu kritik eğri(aşağıda gördüğünüz gibi) bize ‘Babam ve Oğlum’ daki “insan büyüdükçe hayalleri küçülür mü???” sorusunun net olmasa da idareten bir cevabı oluyor.





şimdi, hayal kurmak 20 küsurlu yaşlara gelindiği zaman düz bir çizgi halinde devam eder. ancak asla sıfır çizgisiyle kesişmez. yani hayallerimiz büyük olsasılıkla küçük küçük devam eder.


kimi, büyük bi kitaplığa sahip olmak ister;






kimi ne zamandır bir kedi sahibi olmayı düşler...








bazıları gerçek aşkı bulmanın hayalini kurarken;







kimileri de böyle bir eve sahip olmak isterler .







kiminin daha uçuk hayalleri varken;







kimisi sadece güzel ve hafif bir kahvaltı hayal eder.








kimi karmaşadan bıkmış sadelikleri ve incelikleri düşlerken





kimileri ne zamandır fotoğraf makinesi sahibi olmayı hayal eder...





kimi ise yağmurlu bir günde huzur veren bir verandadan yağmuru izlemeyi...





kimi ise düğününü ferah bir yerde yapmayı hayal eder...












ve bu liste böyle uzar....gider....









kaynak: son resim için; zeynepinevi.com

17 Eylül 2010 Cuma

manisa'da sonbahar


istanbul kadar olmasa da sonbahar her yerde güzeldir ve zannımca sonbahar'ın dokunup da güzelleştiremediği yer yoktur. bu yaz geçirdiğimiz bunaltıcı sıcaklardan sonra sonbaharın gelişi öyle ferahlatıcı oldu ki... eylül'ü de farketmeden yarılamışız hem de... ama zannedersem artık eylül yaz mevsimine dahil edilip sonbahardan sayılmayacak yakın zaman içinde, malumunuz küresel ısınma...
sonbahar, yani mevsimlerin en güzeli yağmurlarıyla gelecek ve bizler hava durumunu takip etmeyi bir türlü alışkanlık haline getirememiş ahmaklar, aylak aylak ve umursamazca converselerin yayvan lastik tabanlarından bir türlü vazgeçememeye devam edeceğiz ta ki gökten ilk damla düşünceye kadar. ilk damla düştüğü vakit önce garip bir huzur saracak içimizi. biz değil miydik sonbahar yağmurlarını hararetli bir özlemle bekleyen? sonrası telaş. saçak altlarına yapılan sığınma girişimleri... hafif hüzün... kabaran deniz...
sonbahar yağmurlarını özlemle bekleyen, yağmurlu bir sonbahar günü bu sığınma telaşını keyifle camekânların ardından ince belli bardaklarından çaylarını yudumlayan, ya da en sevdiğiyle el ele yürürken yağmura yakalanıp hiç acele etmeden bu telaşın dışında kalan ve camekânların ardından ince belli bardaklarından çaylarını yudumlayanların tebessümüne yakalanan, sevdiği şarkı shuffle engelini aşıp denk geldiği halde müziği kapatıp yağmur sesini dinlemeyi tercih eden insanların olduğunu bilmek, sonbahar yağmurlarını buralarda beklerken huzur veriyor insana.
hele ki insanın yağmurlardan öte beklediği ve herşeyden çok istediği bir şey varken;)

1 Kasım 2008 Cumartesi

istanbulda sonbahar

bahar her daim güzeldir istanbulda, son olmuş ilk olmuş pek farketmez. bu iki kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan güzellik, teoman gibi birinin bile güzel şarkı yapmasına vesile olmuştur vaktiyle.küresel ısınma denen son yılların en büyük gündem maddesinden ( bu aralar global kriz daha meşhur ama küresel ısınma daimi sevdamız oldu bir kere onun yerini kimse tutamaz ) dolayı kasım ayının ilk günü gayet güneşli, ılık bir şekilde selamladı istanbulu, ama hala birşeyler eksik istanbulda şehre açan güneş, benim içimi ısıtmıyor benim dünyamı aydınlatmıyor sen istanbulda olmadıkça, sen eksiksin istanbulda, istanbul belki bilmiyor sensizliğin ne demek olduğunu, hiç varlığını hissetmedi o yüzden bilmiyor eksikliğini, ama ben de birşeyler eksik ne istanbul ne kasım güneşi, ne son bahar hiçbirşey dolduramıyor bu eksikliği, sen gelene kadar da eksik kalacak, sen yokken hiçbir şey tamamlayamaz bendeki eksiklği.

29 Ekim 2008 Çarşamba

başlarken

bu bloğa başlama nedenimiz can sıkıntısının had safhada olduğu bir gecede , birbirimizle paylaştıklarımızı başka insanlar da okusun, yorum yapsın istememiz. beğenir ve ilgi duyarlarsa tabii, kuyuya taş atalım istedik kısaca