17 Eylül 2010 Cuma

manisa'da sonbahar


istanbul kadar olmasa da sonbahar her yerde güzeldir ve zannımca sonbahar'ın dokunup da güzelleştiremediği yer yoktur. bu yaz geçirdiğimiz bunaltıcı sıcaklardan sonra sonbaharın gelişi öyle ferahlatıcı oldu ki... eylül'ü de farketmeden yarılamışız hem de... ama zannedersem artık eylül yaz mevsimine dahil edilip sonbahardan sayılmayacak yakın zaman içinde, malumunuz küresel ısınma...
sonbahar, yani mevsimlerin en güzeli yağmurlarıyla gelecek ve bizler hava durumunu takip etmeyi bir türlü alışkanlık haline getirememiş ahmaklar, aylak aylak ve umursamazca converselerin yayvan lastik tabanlarından bir türlü vazgeçememeye devam edeceğiz ta ki gökten ilk damla düşünceye kadar. ilk damla düştüğü vakit önce garip bir huzur saracak içimizi. biz değil miydik sonbahar yağmurlarını hararetli bir özlemle bekleyen? sonrası telaş. saçak altlarına yapılan sığınma girişimleri... hafif hüzün... kabaran deniz...
sonbahar yağmurlarını özlemle bekleyen, yağmurlu bir sonbahar günü bu sığınma telaşını keyifle camekânların ardından ince belli bardaklarından çaylarını yudumlayan, ya da en sevdiğiyle el ele yürürken yağmura yakalanıp hiç acele etmeden bu telaşın dışında kalan ve camekânların ardından ince belli bardaklarından çaylarını yudumlayanların tebessümüne yakalanan, sevdiği şarkı shuffle engelini aşıp denk geldiği halde müziği kapatıp yağmur sesini dinlemeyi tercih eden insanların olduğunu bilmek, sonbahar yağmurlarını buralarda beklerken huzur veriyor insana.
hele ki insanın yağmurlardan öte beklediği ve herşeyden çok istediği bir şey varken;)